İlhan Berk, Kül
gördüm sessizliğin dümdüzlüğünü
gördüm yinelemedi gördüğüm hiçbir şey
böyle yavaş yavaş geçtim insandan insana
insanlaştırdım yavaş yavaş dışımı
(Yavaş Yavaş Geçtim Kalabalıkların Arasından)
gördüm sessizliğin dümdüzlüğünü
gördüm yinelemedi gördüğüm hiçbir şey
böyle yavaş yavaş geçtim insandan insana
insanlaştırdım yavaş yavaş dışımı
(Yavaş Yavaş Geçtim Kalabalıkların Arasından)
Claude Monet (1840-1926)
“Without the water, the lilies cannot live, as I am without art.”
“I will paint almost blind, as Beethoven composed completely deaf.”
(Kaynak: chasseurseul)
Marilyn Monroe Photographed by John Vachon 1953
nobody loves no one
(Kaynak: mutlulukiptal)
(Kaynak: reblogtanrisi)
şehir birden başladı, sol tarafta hendekler
işportacılar, dükkancılar ve akşamüstüne gidip gelenler
ve onun hüznü vardı
şehirler olsun varsındı ve manavlar kapansındı.
evler ince bir buğuya, bir cinselliğe kapansındı
ve onun hüznü vardı
aksaçlı ortodokslarla dövüşken çocuklar.
aşk romanları ve trafolar ve “sen ne güzelsin”ler
kendilerini bitmez sansındı
nalbantlar ressamlarla ve bütün tarlalar çarşıda.
hele yılgınlıklar bir sabah temizliğinde
ve bir coşkudan artan sarı bir şeyler vardı
bir yitik gibi yüceden, bir anı gibi bir sancıdan
ve onun hüznü vardı
“her şey atlıyordu. bitmiş sigaralar. otobüs biletleri kullanılmış pamuklar muayyen zamanlarda. tarifeler, yaz gümrükleri. gazocağı iğneleri. kötü çıkmış resimler. bir yatma. bir evin on iki yıllık badanası. bir tarih kitabı. kazanılmış bir savaş ve sonucu. bir anlamsızlık. ölü bir çocuk ve pabucu. gülücükler. kibritler. sinemalar. ve.”
onun hüznü vardı
ah ellerim, ah beni hatırlayan herkes
bir kötü romanda beşinci kişi gibiyim filan
ve beni tanımayan herkes
ben aranan bir şeyim bir parça analjezik.
sesim dükkansızlığın sesidir bir parça aralık
tahta kepenkli tahta kepenksiz bir parça aralık
sokaklarda.
havralarda.
yataklarda.
dünyada.
ve onun hüznü bir haydudun hüznüdür
biraz da kendinin yaptığı
mutsuzum
mutsuzum
verandaya çıkıyorum ve hissediyorum parmaklarımla
gergin cildini gecenin
kimse takdim etmeyecek beni
güneşe
kimse götürmeyecek beni kırlangıçların şölenine
uçmayı hayal eden kuş
ölmek üzere.
UTANGAÇ BALIKLAR İÇİN BUZLU CAMDAN AKVARYUM
bir mucize olsa da geri dönsen
yine sabah uyanınca ağzıma girse saçların
yan yatarak dönsek birbirimize.
üşümüş ayaklarını, bacaklarımın arasına yerleştirsen.
şaklaban olsa gözlerin.
kapı çalmasın diye dua etsen, ellerini kaldırıp göğe.
bir tek senin dua ettiğin tanrıya inanırım ben.
bir mucize olsa da geri dönsen.
sen; yatakte şımarırken, deri ceketimi giyip hafız bakkala gitsem
ekmek ve gazete almaya.
merdivenlerden inerken karate yapan çocuklara uydurma hareketler gösterip,
bunu nasıl anlatacağımı tasarlasam sana daha komik.
hava güzel çarşının içinden geçeyim.
bir dilim pasta alıp -kahvaltıda pasta seversin- sürpriz yapsam.
içerisi kalabalık. olsun, beklerim…
senin için bir tek yağ kokan bir pastanede beklerim…
bir mucize olsa da geri dönsen…
ekmekleri, gazeteleri ve bir de kısa kemıl alıp -hatırlatmadığın halde- cebime atsam…
kahvaltıdan sonra donnie brasco’yu 20. kez izlerken
eyvah sigara dediğinde gözlerin çaresiz,
hemen çıkarıp zulamdan uzatsam paketi…
sen boynuma sarıldığında ağır gibi davransam.
senin çakmağınla sigaranı yaksam, salak gibi..
hayıflansam, ‘keşke zippoyu doldurtmayı unutmasaydım dün’ diye.
çünkü zippoyla sigaranı yaktıktan sonra
kapatınca kapağını çıkan “çlank” sesi nasıl da katlardı karizmamı ikiye..
film başladığında warner biraderlerin amblemi görününce hep yaptığın espriyi beklesem.
sen “ben bu filmi gördüm” diyince önceden biriktirdiğim kahkahayı koyversem…
birtek senin yaptığın kötü espriye gülerim…
bir mucize olsa da geri dönsen…
yine uyanıp birbirimize anlatsak gördüğümüz rüyayı…
büyük, çok büyük bir vadinin ortasında renkli şezlonklarda otursak
anneannelerin, dedelerin kahvaltı yaptığı mutfaklarda otursak
öğle uykusundan yeni uyanmış çocuklar gibi, kemiklerimiz sıcak..
taksiye binecek paraları olduğu halde
bir tane bile geçmediği için minibüse binmek zorunda kalan insanlar gibi
hafif yan otursak.
içimizde hep bir neye niyet neye kısmet.
bir tek senin gördüğün rüyanın tabiri yok kitapta.
bir tek senin gördüğün rüyada varlığım hayra alamet.
bir mucize için boşuna bekliyorum biliyorum,
seni ben terkettim.
“ruh hastasısın sen!” diye bağırman boşuna değil.
ama yine de dua et sen bana
biliyorum benim için dua edenler çoktur.
ama bir tek senin dua ettiğin tanrıya inanırım ben.
çünkü hayvanların tanrısı yoktur.
“bu gemi ne zamandır burada
çoktan boşaltmış yükünü
gece de olmuş, rıhtım da bomboş
mavi bir suyun düşünü uyutur bir tayfa
arkada, güvertede
ah, neresinden baksam sessizlik gene.
yürürüm usuldan, girerim bir meyhaneye
içerde üç beş kişi
yalnızlık üç beş kişi
bir kadeh rakı söylerim kendime
bir kadeh rakı daha söylerim kendime
söyle be! ne zamandır burda bu gemi
denizin değil hüznün üstünde.
belki yarın gidecek
bir anı gelecek bir başka anının yerine.
insan bazen ağlamaz mı bakıp bakıp kendine”